AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Allen Jacques Harth

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Allen Jacques Harth
Nyks'nin Çocuğu
Nyks'nin Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 7
Drahmi : 13
Kayıt tarihi : 22/03/11
Yaş : 30

MesajKonu: Allen Jacques Harth   Salı Mart 22, 2011 10:59 am

Ağzından çıkan vahşi savaş çığlığıyla birlikte havaya sıçrayan genç adam, hışımla kınından çektiği kamasını havada savurdu. 'Bu şeyler neden hep beni bulup duruyor?' diye geçirdi içinden, iyice çileden çıkmıştı. Bu hafta içinde kaçıncıydı bu? Artık sokaklarda, köşe başından tuhaf görünümlü bir adam çıkıp bir anda ona saldıracak mı diye içi içini yemeden dolaşamıyordu. 'Melekler Şehri'ymiş, külahıma anlatın.' diye mırıldandı öfkeyle. Kamasını önündeki canavarımsı varlığa doğru savurunca yaratık geri çekildi. Bir an dengesini kaybeder gibi oldu, ama sokaklarda geçirdiği yılların verdiği deneyim, çabuk toparlanmasına neden oldu. Yaratık pençe benzeri ellerinden birini ona doğru savurduğunda eğildi, kıl payı kurtulmuştu. Mağrur bir ifadeyle yüzünü buruşturduğunda, 'Beni yenmek için bundan fazlası gerekecek.' diye düşündü umursamazca. Yaratık, sanki onun aklını okuyabiliyormuş gibi, sinsi bir gülümsemeyle karşılık verdi ona. 'Bundan o kadar da emin olma, melez.' Kendisine hitap ediliş biçimi, bir anlığına boşta bulunmasına neden olmuştu Allen'ın. 'Ne? Ne melezi be?' Ona doğru savrulan saldırıyı son anda fark ettiğinde gözleri büyüdü. Bir adım geri çekilerek yere çömeldi ve ayağını savurarak yaratığın yere düşmesine neden oldu. Hemen üzerine çıkarak tam göğsünün ortasına oturdu ve kamasını çenesinin altına doğru bastırdı. 'Neden bahsediyorsun, lanet olası? Melez de ne demek?' Bir nedenden dolayı, şekilsiz pisliğin ağzının kenarında oluşan sırıtma hoşuna gitmemişti. Kavrayışını biraz daha sıkılaştırınca boynunda bir kesik oluştu yaratığın. Ama kan akmıyordu. En azından akan şeyin uzaktan yakından kanla alakası yoktu. Vıcık vıcık yeşil sıvıya bakmamak için neredeyse insan üstü çaba sarf eden Allen, yüzünü buruşturarak yaratığın gözlerine baktı. 'Yerinde olsam elimi biraz çabuk tutardım, pislik. Bir daha uyarıda bulunmayacağım.' Yaratık gülmeye başladı. Genç adam daha bu hareketinin arkasındaki anlamı çözemeden, onun boş bulunmasından yararlanarak pençesini onun yüzüne doğru savurdu. Yakıcı bir batma hisseden Allen, arkaya doğru uçarak yere düştü. Elini yüzüne götürdü ve tahmin ettiği kadarıyla orda oluşmuş olan çiziklerden akan kana baktı hayretle. Daha önce kaç kere kavgaya karışmıştı sokaklarda, ama bir kere bile böyle gafil avlanmamıştı. Öfkesi iyice artarken, üzerine doğru ilerlemeye başlayan yaratığa baktı hiddetle. 'Bana ukalalık taslayacak pozisyonda değilsin, velet. Melezin ne demek olduğunu bilmene gerek kalmayacak, merak etme. Nasılsa birkaç dakikaya kadar yerinden bile kıpırdayamayacak hale geleceksin.' Sırf inadına ayağa kalkmak için diretti Allen, ama bir nedenden dolayı hareketleri iyice yavaşlamaya, bedeni uyuşuklaşmaya başlamıştı. Kamasını tutan eli, aslında şu anda hissetmemesi gereken yorgunluktan dolayı titremeye başlamıştı. Bunu üzerinden atmaya çalışırken, canavarın sesi belli belirsiz yankılandı kulaklarında. 'Gerçekten, zahmet etmene değmez. Zehrim ölümcül değil gerçi... Sadece seni birkaç dakikalığına felç eder.' Bedeninin üst tarafını hissedemiyordu artık. Dizlerinin bağı çözüldü, kaması elinden düşerken o da istem dışı bir şekilde yere çöktü. Kalkmalıydı. Savaşması gerektiğini hissediyordu, ama vücudu kararlıydı teslim olmaya. Parmaklarını ileri uzatmaya, tekrar kamayı kavramaya çalıştı, ama hiçbir şey olmadı. Bu haliyle fazlasıyla eğlendiği her halinden belli olan yaratık, keyifli bir şekilde iç geçirdi. 'En azından ben ve arkadaşlarım senden güzel bir ziyafet çekebiliriz. Ah, bu arada kusura bakma, zehrim hislerini öldürmüyor.' Pis bir kahkaha attı. Arkasından hışırtı seslerinin geldiğini fark etti genç adam. Dönmek, kendini savunmak istiyordu, ama nafile.

'Hiç sanmıyorum!' Tuhaf, sanki bir şeyler havayı yarıyormuş gibi bir ses duydu ve onunla alay eden yaratıktan acı bir çığlık yükseldi. Kafasını bile kaldıramıyordu, oysa ne çok isterdi o şekilsiz pisliğe ne olduğunu görmeyi. Etrafından dövüş sesleri geliyordu, anlaşılan o hissiz bir şekilde dururken yaratık, sözünü ettiği arkadaşlarını çağırmıştı. Onu kurtaran ya da kurtaranlar her kimse, hiç de hoşuna gitmese de, minnet duymaya başladı Allen. Çiğ çiğ yenmek nasıl bir duyguydu bilmiyordu, ama öğrenmek de istemezdi açıkçası. 'Hey, sen iyi misin?' Biri önünde diz çökmüştü. Açık kumral rengi saçları olan, ela gözlü, yakışıklı bir çocuktu. Cevap vermek istedi, ama dudakları kıpırdamıyordu. 'Çocuklar, yaralanmış.' dedi çocuk arkasına dönerek. Gözlerini devirmeye çalıştı, ama doğal olarak bunu da başaramamıştı. 'Yanında nektar olan var mı?' Cebinden temiz görünen bir mendil çıkardı ve Allen'ın gözlerinin içine baktı. 'Bak, bu biraz canını yakacak, tamam mı? Ama yarayı temizlemem lazım.' Sanki kabullenmekten başka çaresi vardı. Çocuk yüzünü temizlerken sessiz çığlıklar kapladı içini. Sonra başka biri yaklaştı yanlarına. Elinde küçük bir şişe tutuyordu. 'Al bakalım, Oscar. İdareli kullanın, etrafta bu kadar melez varken, mutlaka daha fazlasına ihtiyacımız olacak.' Yine o söz. Oscar şişeyi alıp dudaklarına dayadığında, gözlerine şüpheli bir bakış yerleştirdiğini ve bakışlarını Oscar'a doğrulttuğunu hayal etti zihninde. 'İç. Neyse ki zehir az miktarda. Nektar etkisini azaltacak.' Ona uymaktan başka bir seçenek yoktu elinde. Aralanan dudaklarından geçen sıvıyı zorlukla da olsa yutkundu. Daha damağına ulaştığı anda içini bir sıcaklık kaplamıştı. Sıcaklık, vücudunda hızla yayılarak, zehrin uyuşturduğu kaslarını tek tek gevşetti. En sonunda çöktüğü yerdeki rahatsız durumundan sıyrılarak yana doğru devrilir gibi oturdu Allen. 'Bu neydi? Melez de ne? Siz kimsiniz?' Oscar anlayışlı bir şekilde gülümsedi. 'Söylesene, efsanelere inanır mısın?' Alayla güldü Allen, o kadar paniklemişti ki davranışları ve tepkileri normalden abartılı çıkıyordu. Evet, üç yılı aşkın süredir Los Angeles sokaklarında yaşayan biri ne kadar inanıyorsa, o da o kadar inanıyordu efsanelere. 'Lütfen bana saçmasapan mitolojik yaratıklardan ve ilahlardan bahsetme, olur mu?' Çocuğun yüzündeki ifadeyi yakaladığında gözleri büyüdü. 'Yok artık!' Oscar başını salladı. 'Bu bir şaka değil. Yunan mitolojisi hakkında ne kadar biliyorsun bilmiyorum ama...' 'Ne yani, şu vücudundaki her açıklıktan şimşek çıkarabilen ve canı sıkıldıkça denizdeki gemileri batıran herifler hakkında mı?'

Allen bunu der demez gökyüzünü bir anda kara bulutlar kapladı ve pırıl pırıl bir şimşek çaktı. Oscar'ın yüzünü buruşturup ürktüğünü gördü. 'Bak, özellikle de Zeus hakkında böyle konuşma, olur mu? Bunları ilk defa duyduğun için şimdilik affeder ama her zaman böyle iyi niyetli değildir.' 'Siz kimsiniz? O... şey neden bana melez dedi?' Düşünceli bir şekilde çenesini kaşımıştı Oscar. 'İşte bütün mesele de burada başlıyor zaten. Melezler, Yunan tanrıları ve insanlar arasındaki ilişkiden doğan çocuklara verilen addır. Senin gibi. Bizim gibi.' Allen ona ifadesiz bir biçimde, boş boş baktı. O... Bir Yunan tanrısının çocuğu olacaktı, ha? Tamam, şimdi gerçekten bugünkü dayanma gücünün sınırına gelmişti. Hangi Tanrı'yla kan bağı varsa, onu bulup bir güzel benzetmek isterdi. Ayağa kalktı ve Oscar'ın elini bir kenara itti. 'Siz ne çektiniz bilmiyorum, ama ben gidiyorum burdan.' Ondan uzaklaşmaya başlamıştı ki, çocuk tekrar seslendi. 'Bu ilk defa olmuyor, değil mi? Canavardan bahsediyorum yani.' Allen olduğu yerde donup kaldı. Bunu nerden bildiklerini bilmiyordu, ama cevap verme zorunluluğu hissetmişti. 'Bu hafta içinde dördüncü oldu.' Oscar zafer kazanmış gibiydi. 'Seni yok edene kadar durmayacaklar. Bu zamana kadar nasıl hayatta kaldığına şaşırıyorum. Canavarlar sürekli melezleri avlar. Özellikle de Los Angeles gibi bir şehirde...' Çocuk tekrar ürpermişti. Hayret, biraz önce birden fazla canavarı alt ederken bu kadar korkak görünmüyordu. Onunla dalga geçmek geldi bir anda içinden, ama çenesini tuttu. Ne de olsa ona ve arkadaşlarına hayatını borçluydu. 'Kanının kokusu, canavarları sürekli sana çeker. Güvende olmak ve kendini nasıl koruyabileceğini öğrenmek için bizimle birlikte gelmelisin. Melez Kampına.' Yeni bilgileri aklında mantıklı bir yere oturtmaya çalışıyordu genç adam. Hayatta kalmayı öğrenmesi için bir kamp... Bu kadar yıl o ve arkadaşları kendi başlarının çaresine bakabilmişti, şimdi fikrini değiştirmek için ne gibi bir nedeni vardı? Hayatında olup biten bütün garipliklerin sonunda bir anlam kazanmış olacağı mı? Yok, bu kadar ucuza gidecek değildi. Ucubelerle dolu bir yerde yaşamaya karar vermesi için, gerçekten de güçlü bir motivasyona ihtiyacı vardı. İlginç bir şekilde, biraz önce öldürülecek olması da pek bir motivasyon olmamıştı onun için. Nasılsa çocukluğundan beri kaç kere ölüm tehlikesiyle burun buruna gelmişti. 'Dövüş tekniklerini geliştirebilir ve nasıl bir kahraman olunabileceğini öğrenirsin. Senin gibi gözü pek birine her zaman ihtiyaç duyarız.' diye kurnazca ekledi Oscar. Kahramanlık... İşte bu kulağa fena gelmiyordu. Dikkatli bir şekilde, 'Benim gibi olan başka arkadaşlarım da var. Birlikte birkaç kere bu canavar dediğiniz şeylerle savaştık.' dedi. Küçük gruplarının lideri olarak, kimseyi arkada bırakmaya niyetli değildi. Oscar anlayışla sırıttı. 'Merak etme. Onları bulacağız. Dört tane melez grubu dağıldı şehre. Bu gece Los Angeles'taki her melezi toplamayı düşünüyoruz.' Allen başını salladı, biraz olsun rahatlamıştı. Tekrar bir araya gelmiş, bir sonraki stratejilerini konuşmaya başlamış olan grubun yanına ilerledi. Bundan sonra olacakları kestiremiyordu, ama belki de herhangi başka bir yer, bu şehirden çok daha iyi olacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hades
Admin | Tanrı | Büyü Teknikleri Profesörü
Admin | Tanrı | Büyü Teknikleri Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Drahmi : 53
Kayıt tarihi : 14/03/11

MesajKonu: Geri: Allen Jacques Harth   Salı Mart 22, 2011 6:01 pm

Bitilesi.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Allen Jacques Harth
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Role Play'e Giriş :: Role Play Game Tırmanış :: Puan Belirleme-
Buraya geçin: