AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Demir Asalet

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Hades
Admin | Tanrı | Büyü Teknikleri Profesörü
Admin | Tanrı | Büyü Teknikleri Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Drahmi : 53
Kayıt tarihi : 14/03/11

MesajKonu: Demir Asalet   C.tesi Nis. 02, 2011 5:56 am

BÜYÜK SAVAŞ


Birkaç hafta önce Titanlar Tartarus'dan kaçmayı başarmışlardı. Olimposlular, onların kaçtığını fark etmiş, kampın ve Olimpos'un savunmalarını güçlendirmişti. Titanlar onlardan hiç beklenmeyecek bir şekilde Olimpos'a saldırmamışlardı. Aksine Othrys Dağı'na kapanmış, tüm dünya ile ilgilerini kesmişlerdi. Zeus ilk başta bunun bir savaş hazırlığı olduğunu sanmıştı fakat en ufak bir hareket olmayınca şüphelenmiş, Hermes'i oraya gözcü olarak göndermişti. Hermes Othrys Dağı'na varmış, Titanların ne yaptığını anlamaya çalışmıştı. Gördükleri karşısında dona kalmıştı. Titanlar bir tür ayin yapıyorlardı. Bu ayinin sonucunda da birini çağırmak istiyorlardı, Gaia'yı, Titanların Annesi'ni! Eğer Gaia uyanırsa Olimposluların hiçbir şansı kalmazdı. Dünya üzerinde yaşayan hiçbir varlık Gaia'nın önünde duracak güce sahip değildi. Çünkü Gaia dünyanın kendisiydi. Gücünü dünyadan alıyordu. Yani, dünyayı yok etmeden Gaia'yı yenemezdi ki dünyayı yok etmek, Tanrıları bile aşan bir işti. Hermes, Titanlar tarafından fark edilmiş olmasına rağmen oradan kaçmayı başarmıştı. Olimpos Konseyi gelen haber karşısında olağanüstü toplanmış ve bir karar alınmıştı. Othrys'e baskın düzenlenecekti. Konsey'in dağılmasından hemen sonra Zeus, kardeşi Poseidon'un gitmesine izin vermemiş ve onunla özel olarak konuşmuştu. Hermes, babasıyla bir şey konuşmak için geldiğinde onların konuştuğunu görüp bir kenara saklanmıştı. Konuşmalarının sonuna tanık olduğunda duydukları ilgi çekici şeylerdi. ''Kardeşim, dediğimi yapmalısın. Bunu konseyde dile getirmedim ama savaşı kazanmamızın yegane yolu bu. Gaia'nın uyanmasını durduramayız. Her şey senin görevini tamamlamana bağlı. Sen görevini tamamlayana kadar, biz Othrys'in önünde dayanmaya çalışacağız.'' Poseidon başını onaylar bir biçimde sallamış ve hızla Olimpos'u terk etmişti. Hermes ise duydukları karşısında şaşırmıştı. Ne göreviydi bu?

Olimposlular konseyde alınan karara uygun bir şekilde Othrys'in önünde toplanmışlardı. Zeus, melezleri ve küçük tanrıları Olimpos'da orayı olası bir saldırıya karşı korumaları için bırakmıştı. Her ne kadar yapmayı istemese de bunu yapmak zorunda kalmıştı. Şimdi, yanında en güçlü Tanrılarla Othrys'e gelmişti. Zeus Tanrıların önünde dimdik dururken yer sallandı. Titanlar dağdan inmişti. Zamanın Efendisi Kronos, elinde tırpanıyla Titanların önünde duruyordu. Herhangi bir saldırıya karşı hazırlıklıydı. Hades Görünmezlik Miğferi'ni takıp görünmez olduğunda Zeus da şimşeğini Kronos'a doğrulttu ve saldırarak resmen savaşı başlattı. Hades hiç beklemeden görünmez bir şekilde Titanların içinde daldı ve onları biçmeye başladı. Titanlar ne yapacaklarını anlayamaz bir şekilde bir sağa bir sola bakıyorlardı fakat hiçbir şey göremiyorlardı. Hades görünmez olduğu için çok rahat bir şekilde saldırıyordu. Kronos Zeus'un saldırılarını yavaşlatabilmek için onun bulunduğu bölgede zamanı yavaşlattı. Zeus'un hareketleri inanılmaz yavaşlamıştı. Ateş etmesi bile uzun sürüyordu. Kronos tırpanını Zeus'a indiriyordu ki elinde kılıcıyla Ares onun önünü kesti. Tırpanını kenara indirip bacağını kesti ve böylece Kronos'un konsantrasyonu bozuldu. Zeus Kronos'un zaman hapsinden kurtulduğunda yeniden şimşeklerini ona yöneltti. Kronos yediği şimşeklerin etkisiyle sersemlemişti. Bu sırada diğer Olimposlular da savaştıkları Titanlara karşı üstünlük sağlamayı başarmışlardı. Durum Olimposluların lehineydi. Zeus durumun böyle devam etmesini umarak Kronos'a saldırmaya devam etti. Poseidon gelene kadar dayanmak zorundaydılar.

Savaş Olimposluların baskısından dolayı Titanların geri çekilmeye başlamasıyla devam ediyordu. Titanlar her ne kadar Olimposluların saldırılarına direnmeye çalışsalar da Olimposluların organize saldırıları karşısında duramıyorlardı. Savaş böyle devam ederse Titanların yenilgisiyle sonuçlanacaktı. Bu sırada dağın tepesinden güçlü olduğu belli olan biri indi. Bu, Atlas'tı! Atlas sırtladığı göğü bırakmış ve dağdan inmişti. Olimposlular Atlas'ı görünce bir an için saldırılarını durdurdular. Kronos da bu boşlukta toparlanmaya çalıştı. ''Atlas. Buraya nasıl geldin? Göğü sırtlamayı nasıl bıraktın? Birine mi devrettin?'' Atlas hayır anlamında başını salladı. ''Hayır. Ben zirvede göğü sırtlıyordum. Bu sırada sırtımdaki yük azaldı ve bir süre sonra kayboldu, ben de serbest kaldım. Hemen dağdan inip size yardıma geldim...'' Tam bu sırada Olimposlular şaşkınlıklarını üstlerinden atmış ve yeniden saldırmaya başlamışlardı. Fakat Titanlar Atlas'ın da gelmesiyle birlikte kuvvetlenmişlerdi. Karşı saldırıya kalkmış ve Olimposluları püskürtmeyi başarmışlardı. Yine de iki taraf birbirlerine üstünlük sağlayamıyorlardı. Titanlar geçen zamanın güçlendirdiği Olimposlularla eşit güçteydiler. Aslında Titanlar Olimposlulardan çok daha üstündüler ancak sahip oldukları silahlar Olimposluları Titanlara eş güçte kılıyordu. Savaş sürerken birden yer sarsılmaya başladı. Hades'in görünmezliği sona erdi, Zeus sendeledi ve yere yıkıldı. Kronos o metalik sesiyle kükredi. ''Gaia! O, uyandı!'' Olimposlular bu sözün etkisiyle toparlanıp Gaia'ya karşı hazırlandılar. Tam o sırada toprağın içinden bir kadın çıktı. Bu, Gaia'ydı! Titanların Annesi, Dünya Tanrıçası! Gaia karşısındaki Olimposluları bir süre süzdükten sonra hafifçe elini kaldırdı. Elini kaldırmasıyla birlikte yerden çok kalın sarmaşıklar fırlayıp Olimposlu Tanrıları yerlerine sabitledi. Etkisiz hale getirdikten sonra başları hariç her yerlerini kaplayan bu sarmaşıklar çözülecek gibi değillerdi. Gaia bir süre Olimposlulara baktı fakat bir eksik olduğunu fark etti. Poseidon eksikti. Anlaşılan akıllı davranmış ve onlara yardım etmemişti. Zeus'un yanına gülümseyerek geldi ve küçümseyici bir bakış atıp ''Ne oldu Zeus? Kardeşin Poseidon sana yardım etmek için burda değil. İhanete mi uğradın?'' Zeus bunun karşısında sinirlenmesi gerekirken gülmeye başladı. Zor bir durumda olmasına rağmen kahkahalar atıyordu. ''Sen, öyle san Gaia. Kardeşim Poseidon, şu an benim ricam üzerine kocanı, Uranos'u uyandırmaya çalışıyor. En geç birkaç saat içinde Uranos ve o burada olur. Bu sefer kurtulamayacaksın.'' Gaia'nın yüzünde korku belirdi. Gaia Uranos'un adını bile duyunca korkuyla titriyordu. Yine de korkularından sıyrıldığında öfkeyle bir çığlık attı. Tam bu sırada sarmaşıklar Olimposluları yeraltına doğru yavaş yavaş çekmeye başladı. Titanlar bu görüntüyü zevkle izlerken gökten gelen şimşekler sarmaşıkları kül etti. Titanlar bu şimşeklerin nereden geldiğini görmek için başlarını göğe çevirmişlerdi ki gelen şimşekler Titanları da yere yıktı. Tam o sırada bulutlar açıldı ve içinden yaşlı, yapılı biri indi. Gaia karşısında gördüğü kişi karşısında gözlerini korkuyla açtı ve fısıldadı. ''Uranos...''

Uranos binlerce yıldır parçalar halindeydi. Ruhu serbest olduğu halde bedeninin parçalarının bir arada olmaması nedeniyle dünyaya geri dönememişti. Bazı kişilerle iletişim kurup parçaları toplamalarını emrettiyse de kimse bu görevi başaramamıştı. Uranos da durup beklemişti. Sonunda bir Olimposlu, Poseidon onun parçalarını bir araya getirmiş ve Uranos'un ruhunu çağırmıştı. Uranos Tanrısal güçlerini kullanarak vücudunu tamamlamış ve onun içine girmişti. Eskisi kadar kuvvetli olmadığını hissedebiliyordu fakat yine de çok güçlüydü. Poseidon ile arasında geçen konuşma sonucunda Olimposlulara yardım edeceğine dair söz vermişti. Daha sonra oradan ayrılıp son hızla Othrys'e yönelmiş, zor durumda olan Olimposluları kurtarmıştı. Onun hemen arkasından gelen Poseidon da iki kardeşinin yanına gitmiş, görevin başarıyla tamamlandığını söylemişti. Uranos Gaia'yı karşısında görünce onunla hemen hemen eşit güce, belki de daha az, sahip olduğunu fark etmişti. Yine de yardım kabul etmeyecek, onunla tek başına ilgilenecekti. ''Olimposlular! Siz daha önce yaptığınız gibi Titanlarla ilgilenin. Ben, Gaia ile ilgilenmeye çalışacağım.'' Olimposlular doğrulup Titanlara yöneldiğinde Uranos da Gaia'ya saldırıyordu.

Gaia Uranos'un darbeleri yüzünden dağın zirvesine kadar gerilemişti. Uranos yıllardır gücünü kullanmadığı için gücünün zirvesindeydi. Fakat Uranos'a inanan birileri olmadığı için gücünü tazeleyeceği bir kaynağı yoktu. Gerçi Gaia'nın da kaynağı yoktu ama ihtiyacı da yoktu. Onun gücü dünyadan geliyordu. Yani, gücünün hemen hemen bir sınırı yoktu. Bu yüzden Uranos gücünü orantılı harcamazsa Gaia üzerinde bir zafer kazanması zordu. Uranos yıllardır içinde biriken kin yüzünden nereye saldırdığına dikkat etmeden sağa sola enerji ışınları savuruyordu. Bu yüzden dağda göz kamaştıran ışık gösterileri oluyordu. Uranos tüm gücünü ellerinde toparlayıp Gaia'nın önüne koyduğu engeli parçalayan bir ışın yolladı. Daha sonra bir enerji ışınını daha Gaia'ya yöneltti. Gaia'ya çarpan ışın üzerindeki giysileri yakarak onları metrelerce ileri uçurdu. Gaia sendeleyerek ayağa kalktığında üzerindeki giysilerden dumanlar çıkıyordu. Uranos Gaia'nın boşluğundan yararlanıp ağır bir darbe indirmek için gücünü toparladı ve Gaia'ya yöneltti. Enerji ışını tam elinden fırlayacaktı ki Uranos birden kollarında inanılmaz bir acı hissetti. Kollarına baktığında damarlarının patlayacak gibi şişmiş, kollarının kıpkırmızı olmuş olduğunu gördü. Her saldırmaya çalıştığında kollarında inanılmaz acılar hissediyor ve enerji ışını atamıyordu. Gaia kollarını kendine siper etmiş ve gözlerini kapatmıştı. Uranos'un ona saldırmadığını görünce gözlerini açıp neler olduğunu anlamak için ona bakmıştı. Saldıramadığını görünce bu fırsatı değerlendirmiş, karşı saldırıya kalkmıştı. Uranos ise kozmik gücünden yararlanamıyor, sadece gökten alabildiği güçleri kullanıyordu. Çeşitli şimşekler ve rüzgarlarla kendini savunuyordu. Yine de bunlar Gaia'nın güçlü saldırıları karşısında yeterli değildi. Gaia saldırmasına rağmen yorgun görünüyordu. Bu saldırıyı uzun süre sürdüremezdi fakat Uranos da fazla dayanamazdı. Gaia'nın boşluğundan yararlanıp gökten gelen bir şimşekle onu sersemletti ve dağın zirvesinden inip Olimposluların yanına döndü.

Olimposlular Uranos'un Gaia ile ilgilenmesiyle rahatlamıştı. Poseidon'un gelmesiyle birlikte Titanlarla savaş tamamen dengelenmişti. Poseidon depremler yaratıyor, denizleri ve dalgaları kullanarak Titanları sersemletiyor, yabasıyla Titanlara dehşet saçıyordu. Hades ile Zeus ise Kronos'a son hızla saldırıyordu. Bu sırada Atlas'ın gizlice gelip Zeus'a vurmasıyla birlikte Zeus sersemlemişti. Bundan yararlanan Kronos ise gelip tırpanıyla Zeus'u yaralamıştı. Zeus yere yıkılırken uzaktan Poseidon yabasını fırlatıp Atlas'ı yere devirmişti. Hades de hızla gelip Kronos'un tırpanını karşılamış, onu geriye doğru ittirip kılıcını saplamıştı. Kronos zamanı yavaşlatıp Hades'i yavaşlatmış ve tırpanıyla onu da biçmişti. Hades'in soktuğu kılıcı çıkartıp attığında kuvvetini yitirdiği her halinden belliydi. Poseidon denizi kullanarak Kronos'a bir dalga göndermiş ve onu yere devirmeyi başarmıştı. Daha sonra kardeşlerinin yanına gidip onları ayağa kaldırmaya çalışmıştı. Zeus ile Hades doğrulmayı başardıklarında Kronos çoktan ayağa kalkmış, elinde tırpanıyla çevresine korku yayarak onlara doğru yürüyordu. Zeus üstlerine son hızla gelen Kronos'a şimşeğiyle ateş edip onu sersemletmişti. Diğer Olimposlular da Gaia'nın gelmesiyle birlikte güçlenen Titanlarla baş etmekle zorlanıyordı. Savaş devam ederse sonucu Olimposluların aleyhine olabilirdi. O sırada dağdan sağa sola çıkan ışınlar son bulmuştu. Sanırım dağın tepesindeki savaş bitmişti. Fakat kim kazanmıştı? İşte bu, güzel bir soruydu. Dağın tepesinden uçarak gelen Uranos'u gören Olimposlular sevinmeye başlamışlardı. Uranos gücünü kullanarak Titanları uçurup yere yıkmaya çalışmıştı fakat indirdiği şimşekler güçsüz olanları yere yıkmış, güçlü olanları yerinden bile oynatamamıştı. Üç güçlü kardeşin yanına gelen Uranos sıkıntılı bir sesle konuştu.''Zeus, Hades ve Poseidon. Size bir iyi, bir kötü haberim var. İyi haber, Gaia'yı ağır yaralamayı başardım. Kötü haber, gücümün büyük kısmını harcadım. Az önce gördüğünüz gibi, Titanları bile etkileyecek kadar gücüm kalmadı. Gaia bir süre sonra buraya gelecektir. Buraya geldiğinde onunla baş edecek gücümüz yok. Kollarım yandı...'' deyip kollarını uzattığında görülen manzara çok iğrençti. Kol kıpkırmızıydı ve yer yer kabuk tutmuştu. Uranos her ne kadar Gaia'yı ağır yaralamış olsa da kendi daha ağır yaralanmıştı. En önemlisi gücünü yitirmişti. Şimdi Titanlar ve Gaia'nın karşısında hiçbir şansları yoktu. Hepsi birbirine ''Ne yapacağız?'' der gibi bakıyorlardı. En sonunda Poseidon konuştu. ''Yapacak bir şeyimiz yok. Olimpos'a geri dönmek zorundayız. Titanlara ağır bir darbe vurmayı başardık. Şimdilik bu kadarıyla yetinmeliyiz.'' Kimse bu kadar ilerledikten sonra geri çekilmeyi istemiyordu ama durum bunu gerektiriyordu. Olimposlular alınan karar sonucunda geri çekiliyorlardı. Bir gün süren savaş sonucunda Titanlar da, Olimposlular da ağır darbe almıştı.






Hazırlayan: Poseidon

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Demir Asalet
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Camp of War Destek :: Kurgu Bölümü :: Site Kurgusu-
Buraya geçin: